Astroloji’nin
Tarihçesi
Astrolojinin; M.Ö 4. Milenyum da Babil ve Mezopotamya bölgelerine kadar giden
bir geçmişi vardır. Bu çağlarda astroloji, daha çok dini inanışların temelinde
yaklaşılan bir olgu idi.
M.Ö 3. Milenyuma
doğru Mısır’da yayılmaya başlayan astroloji; yaşayan uygarlıklara savaşlar,
kıtlık ve bereket gibi toplumların temel sorunları hakkında rehberlik etmeye
başladı. Kendilerine özgü metotlar geliştiren Çinli’ler, Amerika Kıtasında
Mayalar, Hindistan Bölgesinde yaşamlarını sürdüren topluluklar arasında yaygın
bir şekilde ilgi gören astrolojinin tarihçesi, bazı kaynaklara göre M.Ö. 5000
yıllarına kadar geriye gitmekedir. Hatta, Mısır’da Giza bölgesindeki Antik
Memphis kentinde bulunan piramitler üzerinde yapılan çalışmalar, gök cisimleri
ile insanların ilgisinin M.Ö 10500 yıllarına kadar geri gittiğini göstermiştir.
Eski Yunan ve Roma
Devirleri
“İlacın Babası”
olarak bilinen Hippocrates; tıbbi konularda ve hastalıkların gelişimi ile ilgili
öğretilerde öğrencilerine astrolojik olarak yaklaşımlarda bulunmuştur. M.Ö 8.
yüzyılda yaşayan Şair Hesiod “çabalar ve güçler” adını verdiği uzun şiirinde,
yıldızların ve gezegenlerin yaşamımızdaki önemini vurgulamıştır. Bu çağlarda
astroloji, özellikle İmparatorluk zamanında zirveye ulaşarak yaşamın her bir
kolunda eski çağ kültürü olarak yerini aldı. M.S. 2. yüzyılda Yunan Bilimcisi
Ptolemy, “astroloji üzerine çalışmalar” adlı kitabında Güneş, Ay ve Yıldızların
hareketlerini inceleyerek, bu hareketlerin insanlar ve yaşamları üzerindeki
etkilerini yazdı. Bu eserler, eski çağlardan bize kalan önemli tarihsel
belgelerdir.
Orta Çağ ve Sonrası
Güneş, Ay ve
Gezegenlerin, farklı insan karakterinin üzerindeki etkisi, bu çağda Yunan ve
Arap halkları arasında en az Simya kadar ilgi görmüştür. Astroloji- Simya
konusunda okullar açılmıştır. Orta Çağdan sonraki zamanlarda da astroloji;
imparatorların, doktorların, bilimcilerin, burjuva sınıfının, halkların
yüzyıllarca ilgi alanında kalmıştır. Daha sonra 16. yüzyıl Avrupa’sının taassuba
yönelik sert koşulları bu alanda çalışmaları sekteye uğrattı. Daha sonra
Gezegenler arası mesafelerin keşifleri de “bu kadar büyük uzaklıklarda herhangi
bir etkinin olup-olamayacağı” konusunda tereddütleri beraberinde getirdi. Fakat,
bu alanda gök cisimlerinin yörüngeleri hakkında çalışmaları ile ün salan
Kepler’in (1571-1630) ve 1700 yıllarında Fizikçi Sir İsaac Newton’un gezegenler
arası etkileşimler ile ilgili çalışmaları astrolojiye katkı sağlamıştır.
20. Yüzyıl
19. Yüzyılın
sonları ve 20. yüzyılın ilk dönemleri diğer bilimsel konuların gelişimine sahne
olduğu gibi, astroloji konusunda çalışmaların tekrar ağırlıklı olarak gündeme
gelmesine vesile oldu. İsviçreli Psikanalist Carl Gustave çalışmalarında
astrolojiden den yararlandı. İngiliz Astrolog Alan Leo, Rus Madam Blavatsky’ın
astroloji üzerinde yoğunlaşmaları, İngiltere ve Almanya’da astrolojinin yeniden
güncellik kazanmasını ağladı. 1970 yılında Amerikalı Dane Rudhyar, müzik ve
felsefe konuları üzerinde çalışırken astroloji konusunda “Bilincin Gezegenleri”
adıyla çok değerli bir kitap ortaya çıkardı. Bu eser, Amerika’da, Hollanda’da,
Fransa’da çok büyük bir ilgi gördü. Yine bu dönemler, Amerika ve İngiltere’de
profesyonel astrologların yetişmesi için okullar açıldı.
İçinde Bulunduğumuz
Yeni Milenyum
Bir bilim ve sanat
olarak Astroloji hala keşfedilmeyi bekliyor. Her yönüyle hızlı bir devinim ve
yarışın olduğu günümüz koşulları, neden olduğu vahşice gelişen rekabet ortamında
herhangi bir konuda odaklaşmayı ve dikkati yoğunlaştırmayı günden güne daha da
zor hale getirmiştir. Bireyin kendini tanıması, varoluşunda mevcut olan
potansiyellerini açığa çıkarması, sürekli yarış halinde olduğu çevre şartları
ile olan çekişmeleri gibi ruhsal ve öz benlik temelinde yapılan analizlerle,
çözüm doğrultusunda Astrolojiye olan talep giderek artmaktadır. Astroloji, bu
çerçevede yaşam sürecinin her bir kesitinde davranışlarımızı daha bilinçli bir
şekilde pratiğe geçirme konusunda bize kılavuzluk etmektedir.


